28 Temmuz 2026 - Salı

Memleketimden İnsan Manzaraları

Memleketimden İnsan Manzaraları

Yazar - Dr. Ramazan Canural
Okuma Süresi: 4 dk.
61 okunma
Dr. Ramazan Canural

Dr. Ramazan Canural

-
Google News
Atom Mühendisi, Demir Kapı ve 3 Dönüm Marul.
YKS sonuçları açıklandı. Şimdi binlerce gencimiz üniversite tercihlerini yapacak. Umarım ilgi ve yeteneklerine uygun, mezun olduklarında işsizler ordusuna katılmayacakları bölümleri seçebilirler. Ne yazık ki biz, uzun vadeli planlama konusunda başarılı bir ülke değiliz. Önümüzdeki beş yılda kaç doktora, kaç öğretmene, kaç inşaat mühendisine, kaç teknisyene, kaç ziraat mühendisine ihtiyaç duyacağız; bunun hesabını yapıp üniversite kontenjanlarını buna göre belirleyemiyoruz.
Sonuç ortada...
Bir tarafta milyonları bulan diplomalı işsizler...
Diğer tarafta ise bulunamayan usta, tekniker ve ara elemanlar...
Bugün bir demirci, elektrikçi ya da tesisatçı çağırmanız gerektiğinde günlerce, bazen haftalarca beklemek zorunda kalıyorsunuz.
Geçen yıl bunu bizzat yaşadım:
Biz iki yıl serada marul yetiştirdik.
Bir ara  seranın demir kapısı yıkıldı.
"Bir usta bulur, yaptırırız." dedik.
Ama ne mümkün...
Demirci bulmak neredeyse piyangodan büyük ikramiye çıkması kadar zor.
Dört-beş ustaya gittik.
Hepsi aynı şeyi söyledi:
“Yoğunuz..."
"Küçük işlere gelemeyiz..."
"Müsait olunca haber veririz..."
Böyle böyle üç ay geçti. 
Biz de kapıyı kendi imkânlarımızla ayakta tutmaya çalıştık.
Ama ne kadar başarabiliriz ki?
Bir gün kapı yine açık kaldı.
O sırada bir bölük keçi seraya girdi.
Üç dönüm marulu afiyetle yedi.
Neyse ki kalan yedi dönümü daha önce hasat etmiştik.
Yine de zarar yüz binleri buldu.
Biz ise hâlâ demirci arıyorduk.
Sonunda akrabamız Osman Usta'yı aradım.
“Osman... Seranın kapısı yıkıldı. İçeri mal-maşat  giriyor. Bir saatlik iş. Ne zaman gelebilirsin?"
"Hocam, çok yoğunum. On beş günden önce zor."
On beş gün...
O an kendi meslek hayatım geldi aklıma.
Ben yirmi üç yıl okuyup çocuk doktoru oldum. Meslek hayatım boyunca hiçbir anneye, hiçbir babaya;
"Çocuğunuzu on beş gün sonra getirin." deme lüksüm olmadı. 
Bir çocuk bir saattir ağlıyorsa, poliklinik ne kadar kalabalık olursa olsun anne-baba beklemez.
Gerekirse kapıyı zorlar. İçeri girer ve hastasını muayene ettirir. 
Çünkü onlara göre  durum  acildir.
Neyse…
Biz doktorduk, berikiler  usta! 
Israr ettik. Rica ettik.
"Keçiler marulu yedi. Yeni fide dikeceğiz. Gel, hatırımız için..." dedik.
Nihayet kabul etti.
"Öbür gün saat dokuzda oradayım."
Söz verdiği saatte geldi. Bir saat çalıştı. Kapıyı tamir etti. Ücretini aldı, gitti. İnanın...
Ne verdiğimiz para umurumdaydı...
Ne de harcadığımız emek...
Benim aklım hâlâ üç dönüm maruldaydı. Ve kafamda tek bir soru dönüp duruyordu:
Toplum için bugün hangisi daha değerlidir? Diploması olduğu hâlde iş bulamayan bir atom mühendisi mi? Yoksa aylarca ulaşamadığınız, ama geldiği anda probleminizi çözen bir demirci ustası mı? Amacımız  birini diğerinden üstün görmek değildir.
Asıl mesele; ülkenin her ikisine de ihtiyaç duyduğu hâlde, bu dengeyi kuracak planlamayı yıllardır yapamamış olmamızdır. Biz yıllardır üniversite açıyoruz. Ama usta yetiştirmeyi ihmal ediyoruz. Usta bulamayınca da… Üç dönüm marulu keçilere kaptırıp, ah vah ediyoruz.  Durum bu!
#
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları