07 Eylül 2026 - Pazartesi

FALCI:” BİR OĞLAN BİR KIZ…ÇOK GÜZEL İKİ ÇOCUK…”

FALCI:” BİR OĞLAN BİR KIZ…ÇOK GÜZEL İKİ ÇOCUK…”

Yazar - Dr. Ramazan Canural
Okuma Süresi: 4 dk.
76 okunma
Dr. Ramazan Canural

Dr. Ramazan Canural

-
Google News
Geçen haftadan devam…
Okuyanlar hatırlayacaklardır.
Geçen haftalarda çocuk sahibi olma öykümüzü anlatıyorduk.
.............................................
İki aylık temel eğitimden sonra Van Asker Hastanesine, asteğmen olarak başladığımı, ilk bebeğimizi İstanbul’da kaybettiğimizi,Van’da ikinci bir hamilelik olduğunu, eşimin o sıralar Öğretmenlik sınavını kazandığını, haziran başında Ünye’nin İkizce Kasabasına tayininin çıktığını, İkizce’ye giderek okul idaresiyle konuştuğumuzu…
“Zaten okulların kapanmasına iki-üç hafta var, Eylül’de askerlik bitimi başlasak olmaz mı,” dediğimizde :
“ Rapor alırsanız olur”… dediklerini…
Doktorumuzun da teşhise “düşük tehdidi” yazarak rapor verdiğini belirtmiştik.
Şimdi anlatmaya devam...
Karadeniz'den çok yorgun döndük. Yollar bozuk, arabalar eski…
Rapordan 1-2 gün sonra eşimde, bir kanama, bir ağrı.
Tekrar Kadın-Doğumcuya koştuk.
Muayene etti: “Çocuk bizi yalancı çıkarmayacak galiba,” diye mırıldandı.
Şaka mıydı bu?
“Düşük tehdidi mi yani?
“Maalesef!”
Eyvah..eyvah… N’olacak şimdi?
“Kesin istirahat, ilaçlar…Ha bir de..”
“Evet, bir de?”
“Her gün bir küçük bardak şarap.”
“Neeee?!”
“Evet, şarap! İsterseniz. Son bilimsel çalışmalar şarabın uterusu sükûnete sevk ettiğini yazıyor.”
Zavallı eşim… Tedavi diye, burnunu tıkaya tıkaya iki gün şarap içti.
Fakat nafile… Üçüncü gün düşük tehdidi, tehdit olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüştü.
Bizde bir üzüntü, bir yıkım…
Bu ikinci felaketimiz!
O gurbet elde bizi teselli edecek, yardımcı olacak hiçbir yakınımız da yok. Bırak onu, doğru dürüst bir telefonumuz yok. Evli bir üsteğmen ve bir de, bir komşu. Sağ olsunlar. Bize destek oldular, olabildiğince. “Daha gençsiniz, Rabbim nasip eder inşallah.”
Teslim olmaktan başka çare yok.
Derken…
Eylül geldi. Askerlik bitti. Van’dan ayrıldık. Benim tayinim Samsun-Çarşamba’ya çıktı. Eşim İkizce’ de. Yakın ama. 2 saat sürmüyor. Yeni bir yer, yeni hastane, muayenehane, yoğun işler, çevresiyle beraber 60 bin nüfuslu bir ilçe, gece gündüz, 7/24 hasta. Tek çocuk uzmanıyım. Eşimin tayinini de “özür grubundan” Çarşamba’ya yaptırdık.
Sonra…
Tekrar bir hamilelik. Üçüncüsü. Ama bu sefer iyice korku içindeyiz. Bir şey olmasa bari. Bebek anne karnında üç aylık mı neydi. Bir ultrasona sokalım dedik. “ Ya kötü bir şey çıkarsa…”
Kadın-Doğum Uzmanı, ultrason önünde, yüzüme baktı, endişeli…
Biz ise…
İdam kararı bekleyen suçlu gibiyiz.
Biz de baktık yüzüne… merak içinde.
“Ramazan, bak ..bak..tam şurada. İşte bak. Kafatasının suturaları düzensiz.
“Yine mi?”
“Valla ben şüphelendim.”
Çıktık, eve geldik.
Zavallı eşim… sonu gelmez hıçkırıklar, ağlamalar. “Ben çocuk filan istemiyorum Ramazan. Ne gerekiyorsa yap.”
“Ben ondan daha kararlıyım. Olmayıversin çocuk. Yeter ki sakat olmasın. Allah korusun.”
“ Yarın Hacettepe’ye gidiyoruz. Kürtajsa kürtaj…”
On yıl önce…Biraz meraktan, biraz da gırgırına gittiğim o falcı ne demişti? “Bir oğlan bir kız…İki güzel çocuğun olacak.”
Daha evlenmemize beş yıl var. İnanmasak bile falcılar hep güzel şeyler söyler.
Söyler de… Hani nerde?
Akşam telefonla Samsun’daki Çocukçu arkadaşımı aradım. “Ben yarın Ankara’ya gidiyorum.”
“Neden?”
“Bebek yine sakat olacak galiba.”
“Neden hemen Ankara? Gelin, Samsun Tıp’a gidin önce. Onlar da durumu kritik bulurlarsa öyle gidin Ankara’ya.”
Dediğini yaptık.
Samsun Tıp’ta gebeliğin seyrinde bir anormalliğin olmadığı, ama her ay düzenli kontrole gelmemiz gerektiği….
Çok şükür, çok şükür.
Tarih: 26.Haziran 1990.
Yer: Çarşamba Devlet Hastanesi.
Dr. Mete Leblebici: “Adını ne koyacaksınız oğlanın?”
“Koyduk bile. Ömer Faruk.”
Beş yıl sonra da Şeyma doğdu.
Falcı bu kez haklı çıktı galiba.
Yok canım. Sıkmıştır kafadan, ama tutmuştur.
“Göklerde ve yerde olan gaybı Allah’tan başka kimse bilemez.”
(Neml, 65)
#
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları